Beğeni kültürlerinin ve kamularının değerlendirilmesi

“…[Ö]zel yaşamlarında toplumbilimciler de herkes gibi bir beğeni kültürüne aittir ve kültürel seçimleriyle öteki beğeni kültürlerinin ölçüleri ve içeriklerine ilişkin özel değerlendirmelerini bu beğeni kültürüne uygun olarak yaparlar. Herkes gibi onlar da beğenmediklerini “pek entel” ya da “çok kıro” diye mahkûm ederler. Ancak, eğer bir toplumbilimci kamu politikasında söz sahibi bir görev üstlenecek olursa, kendi özel seçimlerini ya da değerlendirmelerini başka insanlara zorla benimsetemez. Onların kendi özel değerlendirmelerini hesaba katması, kamu politikasını öyle oluşturması gerekir. Kamu politikasının onların önünde el pençe divan durması gerekmez ama onları hepten de göz ardı edemez.

Ancak, kitle kültürü eleştirmenleri tam da bu yapmamaları gerekeni yapmışlar, kendi özel değerlendirmelerini kamu politikası konumuna getirmişler, öteki insanların özel değerlendirmelerini göz ardı etmekle yetinmemişler, onları hepten yok etmenin yollarını da aramışlardır. Eleştirmenler herkesin, onların ölçülerine uygun olarak yaşamaları, yüksek kültüre dört elle sarılmaları istemiyle ortaya çıkar. Ancak, nasıl öteki beğeni kamuları yalnızca kendi ölçütlerinin beğenilebileceğini benzer bir biçimde savunsalar haklı çıkmazlarsa, eleştirmenlerin bu istemi de demokratik ve çoğulcu bir toplumda haklı çıkartılamaz.” (ss. 169-170)

“…[B]en, çeşitli kültürler arasından seçim yapabileceği ayrışık bir toplumda insanların, gelişmelerine olanak tanıyan istedikleri bir kültürel içeriği seçebileceklerini düşünüyorum, eğer gelişmek istemiyorlarsa, zaten hiçbir kültür onları gelişmeye ikna edemez.” (ss. 171)

“…[H]angi kültürün kamu çıkarına olduğuna, hangisinin olmadığına karar vermeye yeltenmek bile kültürel diktatörlük olasılığını gündeme getirir.” (ss. 171)

“İnşaatında çalışan işçilerin sömürülmesi sayesinde ortaya çıkan kamusal bir anıt çok güzel olabilir, hatta öyle güzel olabilir ki, tarih boyunca pek çok kimse tarafından bütün öteki kamu binalarının karşılaştırıldığı bir ölçü olarak kullanılabilir, ama ben bu anıtın toplumsal olarak istenilebilir bir kültür örneği olduğunu düşünmem.” (ss. 172)

“…[K]endi eğitim birikimlerine uygun olan estetik ölçüler edindiği ve bunları uyguladığı ve bu birikimi yansıtan beğeni kültürlerine katıldığı için insanları eleştirmek … yanlıştır.” (ss. 176)

“…[B]en insanlara, başkalarının onların iyiliğine olduğunu düşündüklerini vermenin hiç de istenir bir şey olduğuna inanmıyorum.” (ss. 184)

“…[U]ygulanacak herhangi bir sansür, ortadan kaldırması beklenen her tür zararlı etkiden çok daha zararlı olmaktadır. Elbette, kendilerini ya da çocuklarını şiddet, erotizm ya da değer yargılarıyla çatışan başka tür içeriklerle karşı karşıya getirmek istemeyen insanlar kendileri adına özel sansür uygulamakta özgürdür, ancak bu işi kendi yerlerine hükümetin ya da medyanın yapmasını beklemeye ve öteki insanlar bu tür içerikten yoksun bırakmaya hakları yoktur.” (ss. 188)

“Şu anda yaşamakta olan insanların refahı ve doyumu, eninde sonunda anlamsız bir yarışmanın var olmayan bir kayıt tutucusu için bir araya getirilen kültürel kayıtlardan çok daha önemlidir.” (ss. 189)

“…[İ]nsanlar önlerine boşaltılan her olguyu ya da düşünceyi olduğu gibi kabul eden alıcılar değildir. İnsanlar daha çok, yalnızca kendilerini ilgilendiren, doğrudan kaygılandıran konularda harekete geçme eğilimindedirler. Ancak o zaman bu konularla ilişkili olduğunu düşündükleri, kendi değerlerine de uygun olan bilgi türlerini seçerler. Daha önce de değinmiş olduğum gibi, bu değerleri hiçe sayan bilgileri, seçici algılamanın yardımıyla, olduğu gibi yok sayarlar ya da ayıklarlar. Gerçi insanların kimi zaman eksik ya da tamamen yanlış bilginin tuzağına düşürüldükleri doğrudur, ama kimi zaman da yanlış bilgiyi kendileri kabul ederler, hatta özellikle seçerler. Bunu söylemekten amacım yanlış bilgi verilmesini meşrulaştırmak ya da bilgilendirmeyi olduğu gibi kısmak değil. Ama insanlar yalnızca işitmek istediklerini işitiyorlarsa, ne kadar yüksek sesle bağırılırsa bağırılsın, daha değişik bir içerik onlara ulaşmayacaktır. Bu söylediklerimden hiç bağırılmasın sonucu da çıkmasın, ama kendi başına bağırmanın etkili olacağı konusunda yanlış bir güven oluşmasını esinlendirmek istemiyorum. Bu gözlemler, olgulara ve düşüncelere sansür uygulanmasını meşrulaştırmak anlamında da yorumlanmamalı; çünkü her zaman birileri böylesi olgu ve düşüncelere gereksinim duyabilir. Benim vurgulamak istediğim nokta yalnızca şu: Olgular, düşünceler ve başka içerikler her zaman kültürel tanışmışlığın ve seçici algılamanın süzgecinden geçer.” (ss. 192)

“…[İ]nsanlar kendi ekonomik çıkarlarının karşısında oy kullanabilirler, ama bu her zaman ille de bilgisiz olmalarından değil, kimi zaman da, ekonomik çıkarlarından çok daha önemli buldukları kendilerine göre başka tür amaçlarının bulunmasından kaynaklanabilir. … [E]ğitilmiş olanlarla eğitilmemiş olanların oyları arasındaki karşıtlık çoğu zaman aralarındaki anlaşılmayan bir amaç farkını yansıtır. Bu fark eğitilmiş olanlarca, eğitim eksikliğinden kaynaklandığı ve daha iyi bilgilenmeyle ortadan kalkacağı biçiminde yanlış yorumlanır.” (ss. 193)

“…[H]ükümetler, siyasal karşıtlarına yardımcı olmaya, üzerinde fikir birliğine varılmamış olan programlamalara fon ayırmaya ya da kendileri için siyasal tehlike yaratacaksa, basın özgürlüğünü bile desteklemeye, ancak ender olarak eğilim gösterirler.” (ss. 202)

“…[Y]apılacak bir tarihi çözümleme, kültürel yeniliğin daha çok kültürel ast-üst düzeni içindeki tepedekiler arasından değil de, aşağıdan, yani yoksul ve güçsüz olanlar arasından çıktığını ortaya çıkartabilir. Bir başka yenilik kaynağı da, orta yoldan sapkın olan gruplar arasında bulunacaktır. Örneğin, gay kültürü çoğunlukla yenilikçidir, çünkü daha çok kimse kimliğini açıkladıkça, hâlâ yaratılmaktadır.” (ss. 210)

“Tutucular, yüksek kültür yaratıcılarının gücünü, özgürlüğünü ve kaynaklarını olabildiğince arttıracak kamu politikalarını istiyor, ancak yüksek kültür kamusunun büyüklüğünü arttıracak toplumsal ve iktisadi politikalardan söz etmiyorlar. Bir başka deyişle, herkesin katılımına izin vermeden, toplumun yüksek kültürü desteklemesini istiyorlar. Bu durum biraz, temsil edilmeden vergi vermeye benziyor.” (ss. 233)

Gans, Herbert J. (2007) Popüler Kültür ve Yüksek Kültür (çev: Emine Onaran İncirlioğlu). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s